SODEV’in İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü’nün sahibi ‘Boğaziçi Direnişçileri’ oldu

SODEV’in 2001 yılından beri verdiği İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü’nün 2021 yılındaki sahibi, Boğaziçi Direnişçileri oldu.

Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) 2021 yılı “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü”nün sahibi “Boğaziçi Üniversitesi direnişçileri” oldu.

SODEV; İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü’nü 2001 yılından bu yana veriyor. SODEV’in 2021 yılı ödülünün bağımsız jüri üyeleri arasında; Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, avukat Can Atalay, gazeteci Kadri Gürsel ve öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi avukat Türkan Elçi yer alırken doğal jüri üyeleri ise SODEV Başkanı Ertan Aksoy, eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş, eski SODEV Başkanları Aydın Cıngı ve Babür Atila oldu.

Ödülün, 2 Ocak 2021’de Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasından sonra başlayan protestolarda “yıla damga vurdukları” belirtilen “Boğaziçi Üniversitesi direnişçilerine” verilmesi kararlaştırıldı. İstanbul Taksim’deki Hill Otel’de bugün yapılan ödül törenine CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile sivil toplum örgütleri temsilcileri de katıldı.

“BU AŞIRI SAĞCI İKTİDAR, İYİ OLAN HER ŞEYE DÜŞMAN”

Açılış konuşmasını yapan SODEV Başkanı Aksoy, ödülün geçmiş yıllarda verildiği kurumları ve isimleri saydı. Aksoy, “Bu aşırı sağcı iktidar, ülkede iyi, güzel olan her şeye düşman. Bu düşmanlıklardan herkes payına düşeni alıyor. Son dönemde, özgür aklın neredeyse simgesi diyebileceğimiz Boğaziçi Üniversitesi bu düşmanlıktan payını aldı ama neyse ki büyük bir direnişle, çabayla bu cüreti artırılmış cehaletin hoyratlığı karşısında önemli bir mücadele verdi” dedi.

Ödülün Boğaziçi direnişçilerine verilme gerekçesinin metnini gazeteci Kadri Gürsel okudu. Gürsel, şunları söyledi:

“İKTİDAR PARTİSİNDE YÖNETİCİLİK GEÇMİŞİ OLAN AKADEMİSYEN ATANDI: Hayatın her alanını gücü yettiği ölçüde kendi totaliter zihin dünyasına göre şekillendirmek isteyen iktidar, 2021’de Boğaziçi Üniversitesi’ne de bu amaçla el atmış, kurumun rektörlerini kendi bünyesinden seçme geleneğini hiçe sayarak iktidar partisinde yöneticilik geçmişi olan bir akademisyeni dışarıdan üniversitenin başına atamıştır. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencilerinin iktidarın bu otoriter ve dışlayıcı uygulamasına karşı başlattığı direniş, üniversitenin özerklik hakkının savunulması bakımından yüksek bir demokratik meşruiyet zeminine sahiptir.

ÖĞRETİM ÜYELERİ GELECEĞİ İÇİN KAYGILANDI: Bunun yanı sıra Boğaziçi Üniversitesi direnişi, iktidarın liyakat kriterlerini hiçe sayan atama tercihlerinin yükseköğretimde yol açtığı büyük nitelik kaybına karşı da yükselen bir itirazdır. Öğretim üyeleri ve öğrenciler, Boğaziçi Üniversitesi direnişinde farklı yöntem ve üsluplarla da olsa aynı haklı hedef etrafında bir araya gelerek bir ilki gerçekleştirmişlerdir. Öğretim üyeleri, üniversitelerinin geleceği için kaygılanmışlar ve akademik özgürlüklerinin atanmış partili rektör tarafından büsbütün ellerinden alınacağından endişe etmişlerdir.

EĞİTİM HAYATININ HAYSİYETİNİ SAVUNDULAR: Önemle vurgulanması gereken başka bir husus, direnişin omurgasını oluşturan öğretim üyesi– öğrenci dayanışmasının bir kolektif liderlik anlayışı ekseninde tezahür etmesidir. Bu kolektif liderlik, geniş tabanlıdır, dengelidir, zariftir. Bu, çok çeşitli kaliteleri aynı anda içermiş bir direniş: Barışçı, ağırbaşlı, olgun, ölçülü ve fakat bir o kadar da kararlı, azimli, sabırlı ve dirayetli. Öğretim üyeleri ve öğrenciler, üniversitelerinin, akademik kariyerlerinin ve eğitim hayatlarının haysiyetini savunmuşlardır.

GENİŞ TOPLUM KESİMİNİN DESTEĞİNİ KAZANDILAR: Bu itibarla, Boğaziçi Direnişçileri’nin eylemi çerçevesinde mezunların ve ailelerin rolü de vurgulanmalıdır. Çünkü bu bileşenler; insan hakları, demokrasi, barış ve dayanışma değerlerinin yüceltilmesi açısından topluma yol gösterici nitelikte bir tavır sergilemişlerdi. Bu kaliteler sayesinde direniş geniş toplum kesimlerinin sempati ve desteğini kazandı. Boğaziçi Üniversitesi direnişi, toplumumuzun, on yıllar boyunca yaşadığı tecrübelerin neticesinde eriştiği akılcılık ve olgunluk sayesinde güç ve meşruiyetini demokrasiden alan ortak hedefler belirleyebileceğini, bu hedefler doğrultusunda ittifaklar kurabileceğini ve bu ittifakların eylemliliğini ustalıkla başarıya ulaştırabileceğini gösteren, önemli derslerle dolu bir örnek teşkil etmiştir.”

JÜRİ ÜYELERİ PLAKETLERİ TAKDİM ETTİ

Gerekçenin açıklanmasının ardından ödül plaketleri verildi. Öğretim üyeleri adına Birkan Yılmaz ve Nazım Çapkın’a plaketi Arzu Çerkezoğlu ve Ertan Aksoy verdi. Öğrenciler adına plaketi Olcay Atik; Babür Atila ve Kadri Gürsel’den aldı. Mezunları temsilen de Elvan Özkaya, Aliye Atalay ve İrfan Özdabak’a plaketi Can Atalay ve Erol Kızılelma tarafından verildi.

“KAYYUM MELİH, YERİNİ KAYYUM NACİ’YE BIRAKTI”

Öğrenci temsilcileri adına plaketi alan Olcay Atik, “Bugün geldiğimiz noktada maalesef Boğaziçi Üniversitesi, ülkemizde yüzlerce benzeri kurum gibi demokratik bir şekilde yönetilmiyor. Kayyum Melih, yerini kayyum Naci’ye bıraktı. Böylelikle Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’de iktidarın kontrolünde olan başka bir kurum daha oldu” dedi.

“ÜNİVERSİTEMİZİM SENATOSU VE YÖNETİM KURULU İŞGAL ALTINDA”

Nazım Çapkın da “Üniversitemizin senatosu ve üniversite yönetim kurulu işgal altında. Üç kişinin, 10 oy kullandığı bir manzarayla karşı karşıyayız. Dekanlarımız usulsüzce görevden alınıyor. Öğretim elemanları sudan sebeplerle ve sebep dahi göstermeksizin usulsüzce ve kanunsuzca işinden edildi. Öğrencilerimiz, mezunlarımız ve biz öğretim üyeleri dayanışıyoruz. Sonuna kadar da devam edeceğiz” diye konuştu.

(ANKA)

Kaynak: BirGün